Benim hikayem

MiniMui Sayı 11’den alınmıştır, Şebnem Diz’in kaleminden

Annelik bambaşka bir süreç. Onun varlığından haberdar oluşunuzla, onu ilk hissedişinizle başlayan inanılmaz keyifli ve maceralarla dolu bir yaşam öyküsü. Öyküyü sürekli siz yazıyorsunuz ama pek çok şeye de engel olamıyorsunuz. Bu da, çok daha farklı deneyimlere açık olmanıza olanak tanıyor.

Araları 17 ay olan iki çocuğa sahibim ve hayatımdaki en inanılmaz deneyimleri onlarla birlikte yaşıyorum. Efe, 4 yıl süreyle yolunu gözlediğim ve tüm ümidimi kestiğim anda sahip olduğum ilk oğlum. Şimdi 4,5 yaşında, aklı boyundan daha uzun bir çocuk. Ege 3 yaşında ve müthiş kıvrak zekası ile birlikte espri yeteneğini her fırsatta ortaya koyan bir maskara.

Hiçbir zaman doğum korkusu yaşamadığım gibi nasıl emzireceğim ya da nasıl bakacağım tarzında kaygılar da taşımadım içimde. Ta ki onu ilk kez kucağıma alıncaya dek. O kadar küçük, o kadar naif duruyordu ki, incitebileceğim fikri beni ürküttü.

Gestasyonel diabet (hamilelik şekeri) hastası oluşum, temkinli ve kontrollü bir gebelik dönemi geçirmeme sebep oldu. Doğumdan çıkıp bebeğimin yanına gidiş sürem bu yüzden diğer annelere göre biraz daha uzun sürdü. Efe, ben gidinceye kadar tüm hastaneyi ayağa kaldırmış, açlıktan avazı çıktığı kadar ağlamıştı. Odaya geçtim ve hemşire onu kucağıma verdi. Nasıl emzirmem gerektiğini o anlatırken, ben Efe’nin gözlerinden başka bir şeye odaklanamıyordum. Hemşire gitti ve biz baş başa kaldık. Göğsümün ucundan tutup ağzına veririm, tutamaz, biraz sağıp tadını almasını sağlarım, diliyle iter… Dakikalarca sürdü bu savaşımız. O an demoralize olup bunu beceremeyeceğimi düşündüm ve bıraktım. Hazır mama getirip oğlumu beslediler.

Vicdan azabıyla karışık bu yenilgi bir kaç saat sürdü. Önce kendimi sakinleştirdim sonra da onu kucağıma alıp en yumuşak ses tonumla sevdim onu. Ne kadar panik olursanız, ne kadar kararsız ve yenik duruma düşerseniz sizden çok daha fazla o ruh halini alıveriyor bebekler. Bunu çok kısa bir zaman diliminde anlamış olmak, pek çok konudaki başarısızlıklarımı minimuma indirdi. Her ikimiz de sakinleştikten sonra memeyi ağzına alıp emmeyi başarabildi.

Hastane ortamında pek çok şeyin farkına varamıyorsunuz. Heyecanınız o kadar yoğun oluyor ki… Ne emzirirken doğru pozisyonda olmanız gerektiği geliyor aklınıza, ne de o minicik şeyin göğüs ucunuzu damaklarıyla kanattığını fark edebiliyorsunuz.

İşte bu ikinci yenilginiz oluyor. Eve dönünce yanlış pozisyonda ve yetersiz emzirme yüzünden sırtınızda oluşan ağrılar, ufaklığın emme güdüsü ve hırsıyla göğüslerinizde oluşmaya başlayan yaralar sizi bir kez daha yeniyor. Acı dayanılmaz evet, üstelik kullanacağınız hiçbir krem ya da iyileştirici merhem işe yaramıyor. Yapacağınız tek şey dişinizi sıkmak ve iki gün dayanmak! Sonrasında keyifli dakikalar sizi ve bebeğinizi bekliyor.

Ege bizim için büyük bir sürpriz… Efe 8 aylıkken onun geliyorum haberini aldık. Ve ne yazık ki Efe’yi sütten kestim. Bu bir yandan üzücü olsa da, doktorumun, ‘artık ek gıda alabiliyor ve aç değil’ sözleri beni çok rahatlattı. Efe’ nin 8 ay düzenli olarak emmesine karşılık, Ege ne yazık ki 3 ay süreyle ve büyük bir savaşla zorla emdi. Ege’nin emme süreci benim için çok yorucuydu. Efe’nin henüz küçük oluşu ve ikisini bir arada büyütmeye çalışmak, bir yandan da çalışmak beni bu kez gerçekten zorladı. Ne yazık ki Ege mama ile beslendi. Keşke direnebilseydim…

Şimdilerde emen ve emmeyen çocuk arasındaki farkı adım adım gözlemleyebiliyorum. Efe, zayıf bir çocuk olmasına karşılık oldukça sağlam bir bağışıklık sistemine sahip. Ege ise tombul ve çok yiyen bir çocuk ama bağışıklık sistemi yeteri kadar gelişmiş değil.

Evet “Her şey süt için!” Tüm zorluklarına rağmen 6 ila 8 ay süre ile bu savaşı vermeye değer. Hazır mamalar göründükleri kadar masum değiller…