Uykuya Dalmak Gerçekten Zor!
Nedense, bebek bekleyen anne-babalara sohbet esnasında hep “uykusuz gecelere hazır mısınız” şeklinde bir soru yöneltilir. Ancak ironik olarak bu bir soru değil kesin bir yargı havası vermektedir. Sanki muhakkak uykuya dalamayan bir bebek olacak ve muhtemelen 3 yaşına kadar bu devam edecek gibi bir kesin hüküm…
Uzaya gitme başarısını göstermiş insanoğlu, muhtelif çözüm yolları üretmeye devam etmekle birlikte yine de bunun kesin çaresi ne yazık ki bulunabilmiş değil. Muhtelif ekoller, terbiye yöntemleri, dönem dönem meşhur olan uygulamalar aslında tam anlamı ile birebir çözüm üretemiyor.
Yeni doğan bebekler günde ortalama 16-18 saat uyur. Yaş büyüdükçe doğal bir zamanlama ile azalarak düzene girer. Bundan yaklaşık 10 sene önce, bebeği ağlamaya bırakmak ve kimsenin gelmeyeceğini anlayan bebeğin “başka çarem yok” diyerek uykuya dalacağı fikri büyük alkış almıştı. Bunun sonucunda, her gün ağlama dakikalarının azalacağı ve günün birinde hiç ağlamadan hemen uyku pozisyonunu alacağı söylendi. Bunun için çelikten sinirlere sahip olmanın dışında, fazla yufka yürekli olmamak ve kararlı olmak gerektiği tartışılmaz. Ancak bu görüşü savunan bir grup bilim adamı, bebeklerin aşırı zeki olduklarını ve her ağladıklarında yıldırım hızı ile odaya dalan ve onu kollarına alan anneyi çok iyi bildikleri için, anneyi oyuncak ettiklerini ileri sürdüler. Onlara göre bebek, her istediğinin anında yerine gelemeyeceğini öğrenmeliydi.
Sonra aradan zaman geçti ve bazı klinik araştırmalar, bebeğin bu yöntemle ağlamaktan vazgeçip uykuya yönelse bile, insan psikolojisinde aslında çok zararlı bir durum olan “susma” kimliğine yöneleceğini ispatladı. İçine kapanan ve susan bir bireye giden yolun daha ilk çağlarda atıldığı sabittendi ve itilmişlik, yalnızlık, sevilmeme duygularını uyandırarak, ileri yaşlarda ürkek, kendinden emin olmayan ve sürekli bir sevgi ve ilgi ihtiyacı içinde olan bireyler ortaya çıkardığı görüldü ve dendi ki bu yöntem, bebeğin ileri ki yaşamında onarımı imkansız tahribatlara sebep oluyor. Her bebeğin ilk 12 ayı muhakkak uyku düzensizlikleri ile geçer. Asgari bir düzen tutturmuş ender aileler dışında tamamı denecek kadar büyük çoğunluk, sebebini anlamadığı ağlamalar ile baş başa kalır. Bu dönemlerin en belirgin özelliklerinden bir diğeri, bebeklerin uykuya dalmak için bir objeye bağımlılık göstermeleridir. Bu ilk etapta kauçuk veya silikon emzik olabilir. Hatta bebek öyle bağımlıdır ki, silikonsa kauçuk ister, materyali değiştiremez, bebeği memeden koparamazsınız veya bir kumaş parçası bulur. Bunu koklar, yüzüne sürer. Bu battaniyesi olabilir, ilgisiz bir kumaş parçası olabilir ama hep aynı obje olacaktır. Çok arkadaşımın solmuş, lime lime olmuş battaniyeleri el çantalarında koruyup, gözleri gibi baktıklarını biliriz… Anneye sarılarak uykuya dalan bir grup vardır. Bir fikre göre, uzun süre anne memesi emen hatta memeye bağımlı olarak nitelenebilecek çocuklarda anne kokusuna bağımlılık ve huzur dolu uykuya kavuşmak için anne kolları gibi takıntılar olabilir. Bebeğin sırtını sıvazlamak, konuşmak, anlatmak, hatta onun yerinin ve odasının burası olduğunu uzun uzun izah etmek gibi tezler de vardır. Bebeklerin 6 aydan itibaren şiddetli bir yalnız kalma korkusuna kapıldıkları ve bu boşluğun pelüş hayvanlarla giderilmesi gerektiği anlatılmaktadır. Bir grup insan bebeğin fiziksel temas ile sakinleştiğini ve sevgi ile dolduğunu iddia etmekte, bir diğer grup ise kucaklayarak uyutmanın kucağa alıştırmak olduğunu ve muhakkak ayrı bir odada uyuması gerektiğini öne sürmektedirler. Kesin olan şudur ki, bebeğin karnı tok, altı temiz, gazı çıkarılmış, odası temiz ve havalanmış, ılık bir banyo yaptırılmış, masaj ile vücudundaki minik kasları gevşetilmiş, ısıya uygun örtü ve giysiler seçilmiş olarak hazırlanması durumunda en azından en önemli fiziki koşullar yerine getirilmiş olmaktadır. Sıkıntısını ifade edemeyen bebek, belki bir ağrıdan, belki de yalnızlık hissettiğinden uyuyamamaktadır. Mekân değişiklikleri, saatte kaymalar hep olumsuz etkenler olarak sıralanır. Bebeklerde de stres olabileceğini biliyor muydunuz? Bazen sizin bile geriliminiz bebeğe yansıyabilir. Nasıl ki yetişkin insanların dahi uykusu kaçarsa aynı şekilde bebeklerin de uykusu kaçabilir, uykusu kaçan bebek hırçınlaşır ve durumun içinden büsbütün çıkılmaz! ‘Uykunun başına vurması’ deyimi de bunu ifade etmektedir. Sallanan beşik, hatta ayakta sallamak, konunun en içler acısı şeklidir. Bazen bebek eşyaları satan mağazalarda kendi kendini sallayan pusetler, titreşimli uyku yatakları görülür. Tüketici toplumlar zayıf noktayı ortaya koymuş, akıllı üretici de hemen buna birebir çözümü yaratmıştır. İngiliz bir çocuk pedagogunun seneler önce tamamen kendi bebeğini doğumdan itibaren inceleyerek ona uyguladıklarını kurallar halinde kaleme aldığı ve mükemmel bir rehber olarak prezante edilen bir kitabı sunduğunu duymuştum. Daha sonra yine aynı pedagogun 2. bebeğinin tamamen kendi huyları, kendi karakteri ve alışkanlıkları ile daha ilk günden bütün iddialara meydan okuduğunu ve yazarın da “her bebek/çocuk kendi kitabını yazar” dediğini okumuştum. O’nun dilinden anlamaya başladığınız an, sabırla sakinliğinizi korumanızla, onun da sakinliğe geçtiğini gözetleyeceksiniz. Sadece biraz sabır…
Tweet
